Yaşam

Göçebelik yükselen değer!

“İnsan ruhu sınır tanımıyor; hele ben uzaklara doyamıyorum” diyor, Alman edebiyatının en ünlü ismi Goethe İtalya Seyahati kitabında. Goethe’nin 1786-1788 yılları arasında İtalya’ya yaptığı gezinin notlarını bir araya getirdiği, 1816 yılında yayınlanan kitabındaki seyahat tarzından bugüne çok şey değişti. Ama ‘uzaklara doyamama’ seyyahların mottosu olmaya devam etti taa ki pandemiye kadar. Pandemiden sonra değil uzaklara doyamamak İstanbul içinde Avrupa yakasında oturan dostlarımıza gidemedik.

Pandemi nedeniyle insanlar pek çok alışkanlığını değiştirmek zorunda kaldı. Farklı bir şehri keşfetmek, tarihi yapıların içinde kaybolmak, plajda bir şezlong üzerinde kitap okumak ya da farklı lezzetleri tatmak için yollara düşen gezginler için tatil düşlerde kaldı.

Koronavirüsünün halen kontrol altına alınamaması nedeniyle ‘eski seyahat’ alışkanlıklarına devam edebilmek yakın bir gelecekte zor görünüyor. Ama her durum ‘yeni bir normale’ evrilebiliyor!

Peki seyahatseverler ne yapacak bu yıl?! Yeni trendler ilginç… VR yolculukları mı istersiniz, karavan tatili mi, göçebelik mi? Hemen hepsi eski yaygın tatil alışkanlıklarından hayli farklı. Ama önce tatil kavramının tarihine kısaca bir göz atalım…

İnsanlar, tarihin ilk çağlarından beri muhtelif nedenlerle seyahat etti. İlk dönem seyahatlerinin temel nedeni insanların yaşamsal faaliyetleri ile ilgili. M.Ö. 776 yılında Yunanistan’da Olimpiyat Oyunları’nın başlamasıyla, Olimpia bölgesine seyahatler olduğu biliniyor. Grand Tour (Büyük Tur) dönemi bildiğimiz şekliyle turizmin başladığı süreç olarak kabul edilebilir. 17. yüzyılda, İngiliz zenginler ve aristokratlar ‘görmek’ ve ‘öğrenmek’ için seyahate çıktı. Modaya uygundu, statü sembolüydü. Fransa, İsviçre, Almanya ve İtalya en popüler rotalardı. Bu seyahatler 1-2 yıl sürüyordu.

İlk tur fikri ise Thomas Cook adlı bir işadamına ait denilebilir. Cook’un 1841 yılında İngiltere’nin Leicester kentinden 20 kilometre uzaklıktaki Loughborough kasabasındaki festivale düzenlediği tur trenle yapıldı. 571 kişi 1 şilin vererek bir günlük tura katıldı. Cook daha sonra Paris’e ve İsviçre’ye turlar düzenledi. Dünyanın en eski seyahat acentesi Thomas Cook 2019 yılında iflas edene kadar faaliyetlerini sürdürdü.

Teknoloji ilerledikçe ulaşım ve seyahat biçimleri de değişti. Otomobiller seyahati kolaylaştırdı, ticari uçuşlarla seyyahlar daha uzak rotalara daha sık gitmeye başladı. Tam pansiyon tatiller, kişiye özel turlar, ekolojik seyahatler, sağlık turları, macera turları vs… turizm kavramı içinde çeşitlendi… Değişim tam gaz devam ederken Kovid-19 pandemisi ile her şey durdu…

Bir çadır ya da karavan

Şimdi gelelim 2021 yılının getireceklerine. Dünyanın her yerinde kısa dönemli ev kiralama hizmeti sunan Airbnb’nin öngörülerine göre popüler tatil noktalarının adı bile geçmiyor. İnsanlar kendilerine yakın bir yerde rutin hayatlarına bir mola vermek istiyor. Ve mümkün olduğunca çevrelerinde fazla insan olmamasını istiyor. Uçak yolculuğu ilk tercih değil! Otomobillerle yapılacak seyahatler ön planda. 2019 yılının ikinci yarısında Airbnb üzerinden en fazla rezervasyon büyük şehirlere yapılmış. 2020’de ise büyük şehirlere otomobil mesafesindeki daha sakin yerlere talep olmuş.

Airbnb’nin araştırmasında ABD’lilerin (ki bu pek çok ülke için benzer olabilir) yarısından fazlası ilk seyahatlerinde ailelerini ziyaret edeceğini söylüyor. Yüzde 32’si ailelerine yakın bir yerde tatil yapmak istiyor. Yüzde 21’i Facebook ve Instagram’da paylaşmaya değer yerlere aç olduğunu belirtmiş. Yani haklılar; günbatımına manalı manalı bakarken çekilmiş bir tatil fotosunu sosyal medyada paylaşmadan yapılan tatile tatil mi denir?!!!

Merkezi İngiltere’de bulunan veri analiz şirketi GlobalData’nın öngörüleri de benzer. GlobalData’nın küresel anketine katılanların yüzde 79’u Kovid-19 salgını konusunda hala çok endişeli. Bu endişe tatil tercihlerine de yansıyor. Şehirlerin kitle turizmine ne zaman açılacağı belirsizliğini korurken açık havanın Airbnb’si kabul edilen Hipcamp’in yıldızı parlıyor. Hipcamp şu anda sadece ABD’de hizmet veren, web sitesi ve mobil uygulama üzerinden kamplarla ilgili bilgi alabileceğiniz ve rezervasyon yapabileceğiniz bir platform.

Başlıkta ‘Göçebelik yükselen değer’ dedik. Tatil konusunda dünyanın önde gelen kanaat önderleri, sosyo-ekonomik statüsü ne olursa olsun çok sayıda kişinin 2021’de kah açık hava kamplarındaki çadırlarda, kah karavanda lokasyon değiştirerek tatil yapacağını söylüyor. Karavan kiralamada Türkiye de dahil pek çok ülkede ciddi bir artış olması bu öngörünün çok da yanlış olmadığını gösteriyor.

Birkaç yıl önce yayılmaya başlayan digital nomad (dijital göçebe) kavramı da pandemi ile birlikte genişledi. Dijital göçebeler bir yere bağımlı olmadan ‘uzaktan’ çalışmayı başarabilen kişiler… 2021’in dijital göçebelerin sayısını arttırması da sürpriz değil. Evler yeni ofisler olurken, çalışanlar işlerini yanlarına alıp daha uzun tatil yapmayı hayal ediyor.

Biz piramitlerde bir tur atıp gelecektik

Oteller, havayolları, seyahat acenteleri ‘mecburen’ değişen seyahat alışkanlıklarına adapte olmaya çalışırken teknoloji sanal tatilleri vadediyor. VR (Sanal gerçeklik) pandemiden önce de yavaş yavaş tatil kavramının içine girmeye başlamıştı. Otel rezervasyonundan destinasyon pazarlamasına kadar sanal gerçeklik içerik pazarlamada yükselen trend oldu. Seyahat otoriteleri şimdi de insanlara hayal ettikleri tatili evlerindeki koltukta deneyimleyebileceklerini göstermek için kampanyalar başlatıyor.

Sanal gerçeklik teknolojileri üreten şirketler kullanıcıların Mısır’da piramitleri gezmesini, Tac Mahal’ın bahçelerine ışınlanmalarını, balon gezileri yapmalarını, vahşi doğada macera yaşamalarını, dalış yapmalarını, şehirlerin üzerinden uçmalarını, dünyanın en ünlü müzelerini gezme fırsatını sağlayabiliyor. VR şirketlerinin bu tarz uygulamalarına olan talep patlamış durumda.

Bu öngörülerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini önümüzdeki yaz aylarında göreceğiz…

Kedidir kedi!

Sosyal medyanın mekanı kimseye bırakmayan süper starı onlar. Komik halleri, sevimli halleri, çılgın oyunları milyonlarca kez izleniyor, paylaşım rekorları kırıyor. 17 Şubat Dünya Kediler Günü’ydü. Birkaç gün gecikmeli de olsa kedilerle ilgili en son araştırmalara bakıp bu tatlı dostlara bir selam edelim.

İlk araştırma ABD Missouri Üniversitesi’nden. Çalışma kedi sahiplenen otizmli çocuklar üzerinde yapılmış. Evde kedi ile yaşayan otizmli çocukların, otizmli diğer çocuklara göre daha yüksek seviyede empati kurabildikleri belirlenmiş. Bu çocuklar aynı zamanda daha az ayrılık anksiyetesi yaşıyor, hiperaktivite gibi sorunlu davranışları çok daha az gösteriyorlar.

Taze taze bir araştırma da Finlandiya’dan. 5 yaşına gelmiş 3781 çocukla yapılan çalışma, yaşamlarının ilk yılında evde bir kediyle yaşayan çocukların ileride alerji, alerjik astım veya egzama gibi sağlık problemleri geliştirme olasılığının yüzde 68 daha az olduğunu göstermiş.

Bir yeni araştırma da Portekiz’den… Portekizli araştırmacılara göre, evde bir kedi veya köpekle yaşayan 65 yaş ve üzeri kişiler çok daha az sosyal problem yaşıyor ve nörolojik ve fiziksel olarak daha sağlıklı bir yaşlanma sürecinden geçiyor.

National Geographic’in Şubat sayısındaki makalesine göre de evcil hayvanlarımız pandemi sürecini psikolojik açıdan çok daha sağlıklı geçirmemize yardımcı oluyor. Konuyla ilgili bir ankete katılanların yüzde 89›u kedilerinin bu zor süreçte en önemli duygusal destekleyicileri olduğunu belirtmiş. Yüzde 95›i ise karantina sürecini evde kedileri olmadan geçirdiklerini hayal bile edemediklerini ifade ediyor.

Yani en iyisi kedileri sevelim…

Yıldızlara baktırdım fallarda çıkmıyorsun…

Astroloji kimine göre bir bilim, kimine göre bir sanat, kimine göre sözde bilim ya da sahtekarlık. Ama öyle ya da böyle yetişkinlerin yüzde 90’ı burcunu biliyor!

Bilim olanca hızıyla ilerlerken ilginç bir şekilde astrolojiye olan ilgi son yıllarda arttı. Özellikle Y ve Z kuşağının astrolojiye büyük ilgi duyduğu bazı araştırmalarla gösterilmiş. Ancak koronavirüs salgınında astroloji kelimenin tam anlamıyla patladı! Astrologlar gök cisimlerinin hareketlerinin hayatı etkilediği varsayımına dayanarak tutarlı tahminler yaptıklarını iddia ediyor. Pandemi döneminin belirsizliğinden kaçmaya çalışan pek çok kişi de ‘yıldızlar’da çare arıyor. Salgın öncesi aşk hayatlarının ipuçlarını astrolojide arayanların sayısı fazla iken son aylarda sağlık ya da kariyer gibi konularda merak ettikleri soruların cevaplarını astrolojide bulmayı umanların sayısının arttığı belirlenmiş.

Dünya genelinde astroloji sektörünün yüzde 30’dan fazla büyüme gösterdiği biliniyor. Google’daki ‘doğum haritası’, ‘astroloji’ aramalarının hacmi pandemi döneminde zirve yaptı. Pek çok kişi pandemi döneminde astrolog olmak için eğitimler almaya başladı. Ünlü astrologlara doğum haritası çıkarttırmak isteyenler ise kuyrukta. Türkiye’de de ancak 9-10 ay sonrasına randevu verebilen astrologlar var! Astroloji sadece Hindistan’da 10 milyar dolarlık bir endüstri.

Bilim güvenirliliğiyle orada dururken astrolojiye artan bu ilginin nedeni ne olabilir merakı ile bazı araştırmalar yapılmış. Psikoloji bilimiyle uğraşanlar artan bu ilginin nedenini beynimizin belirsizliği sevmemesine bağlıyor. Öngörme, tahmin etme, kontrol etme kabiliyetimiz sınırlandığında strese giriyoruz ve kendimizi güvende hissetmiyoruz. Belirsizlik hiç ‘mutlu’ bir alan değil! Belirsizliğin kötü bir şey olacağını bilmekten/öngörmekten daha fazla stres kaynağı olduğu yakın zamandaki araştırmalarla kanıtlanmış. Örneğin işinizden kovulup kovulmayacağınızı merak etmek, emin olmaktan daha stresli bir durum. Aynı şey sağlığınızla ilgili testlerin sonucunu beklerken yaşadığınız belirsizlik için de geçerli.

Pandemi hayatla ilgili her durumu sis içinde bıraktığı ve belirsizlik alanları arttığı için pek çok kişi artan stresle, anksiyeteyle baş edebilmek için kendine göre çözümler bulmaya çalışıyor. Kuşkusuz ki tutarlılığı kuşku verici olan astrolojinin, büyük bir belirsizlik bulutu altında yaşayanların hayatları üzerinde bir miktar kontrol hissi vermesi anlaşılabilir.

Kaynak: Karar

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu