Ekonomi

Netaş eski CEO’su Altay: Mutlu olduğunuz iş başarıyı kendiliğinden getirir

DOĞAN SELÇUK ÖZTÜRK

Mühendis olmaya henüz lise yıllarındayken karar veren ve mezun olduktan sonra arkadaşlarıyla merdiven otomatları imal eden Müjdat Altay, bu işte başarılı oldu olmasına ama içindeki Ar-Ge tutkusunu dizginleyemedi. TÜBİTAK’ta başlayan serüveni askerliğin ardından Altay’ı NETAŞ’a taşıdı. Netaş’ın Ar-Ge’si hızla büyürken Altay da kariyerinde hızla yükseldi. Netaş, onun hayallerini gerçekleştirdiği bir platform oldu fakat Müjdat Altay, sadece hayallerini gerçekleştirmedi, aynı zamanda Netaş’ta binlerce mühendisi de ülkeye kazandırdı…

• Müjdat Bey, kısa bir kariyer özetinizle başlayalım mı?

Lise yıllarımdan beri hayalim mühendis olmaktı. Haydarpaşa Lisesi’ndeki fizik öğretmenimiz Yahya Hoca bizi teknolojiyle tanıştırdı. Ondan ilham alarak elektronik ve haberleşme mühendisliği bölümünde okumaya karar verdim. İTÜ’den mezun olduğum 1975 yılında üç arkadaş bir araya gelerek sıfır sermaye ile bir startup kurduk ve merdiven otomatları imal etmeye başladık. Elektrik kesintilerinin çok olduğu yıllardı. Buradaki boşluğu görerek kesintisiz güç kaynağına bağlı floresan lamba yapmaya başladık. İkisinde de çok başarılı olduk. Ancak hayallerimiz daha büyüktü.

İçimdeki Ar-Ge tutkusu nedeniyle daha büyük bir yapıda çalışmak üzere 1978’de TÜBİTAK’ta işe başladım. Askerliğimi de Gölcük Ar-Ge merkezinde asteğmen olarak yaptıktan sonra, geleceğimin bu alanda olduğunu gördüm ve o dönem ülkenin tek özel telekom Ar-Ge’sine sahip firması olan Netaş’a mühendis olarak girdim. Sene 1981.

O yıldan sonra Netaş Ar-Ge’si hızlı bir şekilde büyümeye girdi. Ben de bu büyümenin içinde terfi ettim. 1991 yılında grup direktörü olup tüm Ar-Ge’nin başına geçtim. 1997yılında Ar-Ge hikâyeme son verip İngiltere’ye gittim. Bir sene İngiltere’de EMEA bölgesinde Netaş’ı temsil ettim. Netaş’taki yönetim değişikliği sonrası yeniden İstanbul’a çağırıldım. Çeşitli üst düzey görevler aldıktan sonra, 2004 yılında Netaş’ın genel müdürlüğünü üstlendim ve 2021 başına kadar 16 yıl bu görevde kaldım.

Bu noktada, gençlere bir mesaj vermek istiyorum. Ben her zaman insanın çalıştığı yerin onun hayallerini gerçekleştirecek bir platform olduğuna inanırım… Netaş’ı ben hep hayallerimi gerçekleştirecek bir platform olarak gördüm. Eğer çalıştığınız yer hayallerinizi gerçekleştirecek bir platform ise siz her gün hayalinize doğru gidiyorsunuz, o yüzden hem işe mutlu gidiyorsunuz, hem de o işten mutlu dönüyorsunuz. Başarı da kendiliğinden geliyor zaten.

1000 mühendisi kendimiz yetiştirdik

• CEO’luk döneminizden devam edersek…

Nortel 2009 yılında iflasını istedi ve maalesef tarihe karıştı. Yetkilendirdikleri kuruluş olan Ernst&Young (EY) ile iki sene geçiş dönemi olarak çalıştık. Sonra bir girişim sermayesi olan OEP şirketi aldı Netaş’ı. Onlarla da altı senemiz geçti. 2017 yılında ise ZTE şirketi satın aldı. Böylece 16 yıllık çalışma dönemimde dört değişik grupla çalışmış oldum. Tüm Netaş hayatım boyunca ise, Fransız, İngiliz, Alman, İsrailli, Çinli, Amerikalı ve Kanadalı patronlarım oldu. Yani çok farklı kültürleri çok farklı dinamiklerle yönetme tecrübem oldu.

Buradan Nortel dönemine ve genel müdürlüğümün ilk senesine döneyim. 2004 yılında genel müdür olduğumda Nortel, dot.com krizinden ağır hasar almıştı. Bu durum Netaş’ı da olumsuz etkilemeye başlamıştı. Yeni bir manevra, güçlü bir strateji gerekiyordu. VOIP ve multimedya yazılım yetkinlikleriyle Ar-Ge’yi büyütecek bir strateji planı oluşturduk. 2.5 yıl süren görüşmeler sonunda Nortel’i ikna ettik. Böylece Nortel’in tüm dünyadaki Ar-Ge merkezleri Türkiye’ye taşındı ve böylece Küresel Mükemmeliyet Merkezi’nin ışığı da yakılmış oldu.

Bu strateji ışığında, Ankara’daki karar vericileri “artık katma değerin yazılımdan geldiğine” ikna ettik. Böylece, ilk kez “yazılım” teşvik yasasına dahil edildi. Bu kanunla, Ar-Ge teknopark bağımlılığından çıkarak, mekândan bağımsız her yerde özgürce Ar-Ge yapılabilir hale geldi.

2007 yılında, Nortel, Netaş Ar-Ge’sine duyduğu güven ve yeni teşvik yasasının desteğiyle dünya çapındaki 28 Mükemmeliyet Merkezini kapatarak, Çin ve Hindistan yerine Türkiye’de tek bir Küresel Mükemmeliyet Merkezi açmaya karar verdi.

2.5 yıl içinde Nortel’in tüm Ar-Ge çalışmalarının artık Türkiye’de yapılması gerekiyordu. Bunun için de Netaş’ın Mükemmeliyet Merkezi’ni devreye alması için en kısa zamanda 1000 mühendisi istihdam etmesi ve bu mühendislerden verim alması gerekiyordu. Ancak Netaş belli sayıda mühendisi işe aldıktan sonra alımları durdurdu. Aranan yetkinlikte mühendis artık bulunamıyordu. Bu durumda yapacak tek şey vardı. O da iş ilanını değiştirmek. “Bütün Türkiye bizim için değerli. İngilizceyi de burada öğreteceğiz. Ayrıca bizde tecrübe etmeyecekse nerede tecrübe edecekler. Askerliğini de yapmamış çok genç mühendis var” diyerek ilanın içeriğinden İngilizce, tecrübe ve askerlik şartlarını çıkartırdım. İlanı sadece bir mesajla çıktık: “Mühendis aranıyor.”

İhtiyacımız olan söz konusu 1000 mühendisi kendimiz yetiştirdik: Netaş içinde sınıflar kurduk. 3 ayda 20 bin adam saat eğitim verdik. Yine bu merkez sayesinde Netaş, 2009 yılında Türkiye’nin yazılım ihracatının yüzde 28’ini yapar hale geldi. Nortel’in sıkıntılarını gördüğümüzde yaptığımız bir diğer şey, Netaş’ı bir servis şirketi haline getirmekti. 2005 yılına kadar Nortel ürünlerini Türkiye’de satan bir şirket gibiydik. Çok direndiler ancak zamanla Nortel’in rakiplerinin ürünlerine bile servis veren bir şirket olduk. Nortel’in 2009’da piyasadan çekilmesinden sonra, ona bağlı 277 şirket kapanırken sadece Netaş ayakta kaldı, çok güçlü bir Ar-Ge’mizin olması ve Nortel ürünleri dışında verdiğimiz servisler sayesinde…

• Nortel sonrasında neler yaşadınız?

Nortel iflasını açıkladıktan üç ay sonra Ernst&Young (EY) geldi. Nortel’in buradaki yüzde 53 hissesini satacaklardı. Ancak Netaş’ı geleceğe taşıyacak bir şirkete satılması için bize destek olmak, Türkiye’deki bu değeri yaşatmak istiyorlardı.

Nortel’i parça parça fonksiyon bazlı satıyorlardı. Bu fonksiyonlardan biri de “voice over IP and multimedia communication” denilen parçaydı. Bunu satacakları şirket OEP (JP Morgan’ın bir kolu) idi. EY ile birlikte OEP’ye gittik, uzun toplantılar gerçekleştirdik ve Nortel’in bir bölümünü alırken Ar-Ge’sini yapan bölümü de almaları gerektiğini anladılar ve bize yatırım yaptılar. OEP ile ciromuz yaklaşık dört kat artarak 350 milyon dolara kadar çıktı. 2015 yılında, “Şirketi belirli bir noktaya getirdik, artık satıp çıkacağız” dediler. Bunun üzerine, “Bu şirketin temelinde Nortel var. Yine o işi yapan bir şirkete satılmasında fayda var” dedim. Araştırmalarımızı yaptık ve Batı’nın Nortel’inden Doğu’nun ZTE’sine geçtik. Onlarla da 3.5 sene geçirdim ve Ocak 2021 itibarıyla Netaş’taki hikâyemi sonlandırdım.

• ZTE döneminde aklınızda kalan bir anınız var mı?

Netaş’ın ellinci yılı olan 2017’de ZTE geldi. 2018’de Amerikan hükümetiyle ZTE arasındaki bir anlaşmazlık nedeniyle ZTE’nin satışları durduruldu. Neyse ki 2018 Nisan’da başlayan kriz Temmuz sonunda bitti ve tekrar normale döndük. 3 ay boyunca aşağı yukarı 800 kişiyle birebir görüşme yaptım. “ZTE’nin bu sıkıntısı bitecek. Biz Netaş’ız. Bunu da aşarız” şeklindeki ana mesajımız ile çalışanlarımızı yönetim ekibimizle birlikte ikna ettik. Şirket o zor dönemi iyi bir şekilde atlattı.

Başarı için hep beraber çalışmamız lazım

• İşbirliklerine çok değer veriyorsunuz, değil mi?

Evet, tabii ki. Örneğin genel müdür olduğum zaman Aselsan’ın bize mesafeli davrandığını fark ettim. Oysaki 1994’te Ar-Ge’nin başındayken taktik saha muhabere sistemlerini Aselsan ile birlikte yapmıştık. Bu nedenle, ilişkimizi daha iyi bir noktaya getirmek üzerine hedefkoydum.

Yaptığım görüşmeler sonrasında anladım ki, Netaş olarak 2000’li yılların başında Aselsan’a bazı projelerde rakip olmuşuz. Aynı ihalelere girmişiz. Aselsan da bundan çok rahatsız olmuş. Bunu anlar anlamaz genel müdür ve genel müdür yardımcılarını ziyaret ettim. “Size bundan sonra rakip olmayacağız. Türkiye için teknoloji geliştiren bir firma olacağız. Sizin alt yükleniciniz olacağız” dedim. Ondan sonra Aselsan ile ilişkilerimiz düzeldi.

Türkiye olarak çok fazla kaynağımız yok, çok zengin bir ülke değiliz. Eğer başarı elde etmek istiyorsak hep beraber çalışmamız lazım.

Hayatımdaki en uzun 10 dakikaydı

• Passolig’de çok başarılı bir sınav verdiniz. Onu dinleyebilir miyiz?

Biz hep, “Netaş bir projeye giriyorsa Türkiye’ye değer katmalı” diye düşünerek iş yaptık. Passolig projesi de bana göre Türkiye’ye değer katan bir projeydi. Hatırlarsınız o projeden önce statlarda ciddi güvenlik sorunları yaşanıyordu. Projenin sahibi Aktifbank’tı. Biz de çözüm ortağı olarak girdik. Proje kâğıt üzerinde basitti. Statlara kamera yerleştirilecek, web sayfasından bilet satışı yapılacak ve satılan biletler turnikelere iletilip insanlar içeriye alınacaktı. Bu konuda tecrübeli bir İngiliz alt yükleniciyle çalışıyorduk. Fakat Türkiye’deki farklılıklar nedeniyle İngiliz şirket istediğimiz değeri veremedi. Projenin başlayacağı pazar günü Fenerbahçe-Beşiktaş maçı oynanacaktı. Cuma günü sıkıntılar baş gösterdi. İngilizler çalışıyorlar ama çözemiyorlardı.

Cuma akşamı eve gitmemeye karar verdik ve bir kriz masası kurduk. Gece 12 gibi arkadaşlarımızla alternatif bir yazılım işine soyunduk. Sabaha kadar ve tüm cumartesi günü çalıştık. Cumartesi gecesi oluşturduğumuz yeni modül çalışmaya başladı. Cumartesi gecesi de uyumadık. Pazar sabahı ilk testleri yaptık, bizim modül çalışıyordu, ancak hâlâ biletleri turnikelere aktaramamıştık. Saat 14’te turnikeler açılacaktı. Saat 12’de yazılımı dört dörtlük hale getirdik ve bilet bilgilerini göndermeye başladık. İkiye on kala bilet bilgileri gitti ve turnikeler açıldı. Seyirciler içeri alındı. Hayatımdaki en uzun 10 dakikaydı.

Kaynak: Dünya Gazetesi

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu